Yabancılar Hukuku Kapsamında Hukuki Değerlendirme
Tahdit kodları, yabancı uyruklu kişilerin Türkiye’ye girişine veya ülkede kalışına sınırlama getiren, ciddi sonuçlar doğuran idari işlemlerdir. Bu kodlar, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK) kapsamında Göç İdaresi Başkanlığı veya valilikler tarafından tesis edilir.
Uygulamada en çok karşılaşılan sorun, dayanağı açıkça ortaya konulmayan veya soyut istihbarat bilgilerinedayanan tahdit kodlarıdır. Bu tür işlemler, yargı denetimine tabidir ve idare mahkemeleri tarafından iptal edilebilir.
1. Tahdit Kodu Nedir?
Tahdit kodu; yabancıların Türkiye’ye girişinin yasaklanması, ülkede kalış süresinin sınırlandırılması veya ikamet/çalışma izni süreçlerinin engellenmesi amacıyla uygulanan idari tedbir kodlarıdır.
Bu kodlar:
-
İdari işlem niteliğindedir
-
İptal davasına konu edilebilir
-
Şartları varsa yürütmenin durdurulması talep edilebilir
Her tahdit kodu, yabancının geçmişteki bir eylemine veya idarenin güvenlik değerlendirmesine dayandırılır. Ancak uygulamada her kod hukuka uygun değildir.
Özellikle G-87 gibi;
-
Gizli istihbarat bilgilerine dayanan
-
Somut delil içermeyen
-
Gerekçesi kişiye açıklanmayan
kodlar, mahkemelerce sıkça iptal edilmektedir.
2. Tahdit Kodu Davası Nasıl Açılır?
a) Yetkili Mahkeme
Tahdit koduna karşı açılacak davalarda yetkili mahkeme, işlemi tesis eden idarenin bulunduğu yerdeki İdare Mahkemesidir.
Örnek:
Karar İstanbul İl Göç İdaresi tarafından verilmişse → İstanbul İdare Mahkemesi yetkilidir.
b) Dava Açma Süresi
-
Tahdit kodu tebliğ edilmişse → Tebliğden itibaren 60 gün
-
Tebliğ edilmemiş, sonradan öğrenilmişse → Öğrenme tarihinden itibaren 60 gün
⚠️ Bu süre hak düşürücü niteliktedir.
c) Yürütmenin Durdurulması Talebi
Tahdit kodu nedeniyle kişinin Türkiye’ye girişi engelleniyorsa, dava dilekçesiyle birlikte yürütmenin durdurulmasıtalep edilebilir.
Mahkeme;
-
Açık hukuka aykırılık
-
Telafisi güç veya imkânsız zarar
-
Aile hayatının ihlali
tespit ederse, dava sonuçlanmadan geçici giriş hakkı tanıyabilir.
3. Tahdit Kodu Kaldırma İçin Alternatif Yollar
Tahdit kodunun kaldırılması her zaman yalnızca dava yoluyla olmak zorunda değildir. Somut olaya göre şu yollar da denenebilir:
a) İdari Başvuru
Kodun haksız olduğu düşünülüyorsa, Göç İdaresi’ne yazılı başvuru yapılabilir.
Red halinde iptal davası açılır.
b) Dış Temsilcilik Üzerinden Başvuru
Yurt dışında bulunan kişiler, Türkiye Cumhuriyeti konsoloslukları aracılığıyla giriş yasağı kaldırma talebinde bulunabilir.
c) İdari Görüş Talebi
Bazı dosyalarda Göç İdaresi, İçişleri Bakanlığı’ndan görüş alarak kodu resen kaldırabilmektedir.
4. Tahdit Kodlarının Hukuki ve İnsani Etkileri
Tahdit kodları;
-
Seyahat özgürlüğünü,
-
Aile hayatını,
-
Çalışma ve ikamet hakkını
doğrudan etkileyen ağır sonuçlar doğurur.
Mahkemeler, kodun somut delillerle desteklenmediği ve orantısız olduğu durumlarda iptal kararı vermektedir.
5. Sonuç ve Değerlendirme
Tahdit kodları, idarenin takdir yetkisine dayansa da sınırsız değildir.
Hukuki dayanağı olmayan, soyut veya gizli gerekçelerle konulan kodlar, yargı denetimi sonucunda kaldırılabilmektedir.
Bu nedenle;
-
Kodun türü
-
Konulma gerekçesi
-
Tebliğ durumu
-
Aile ve özel hayata etkisi
birlikte değerlendirilerek doğru hukuki yol belirlenmelidir.
6. Tahdit Kodu Davası – Dilekçe Örneği
(Bilgilendirme Amaçlıdır)
⚠️ Aşağıdaki dilekçe örneği genel bilgilendirme amaçlıdır.
Somut olaya göre mutlaka uyarlanmalıdır.
……………………………. NÖBETÇİ İDARE MAHKEMESİ’NE
YÜRÜTMEYİ DURDURMA TALEPLİDİR.
DAVACI :
VEKİLİ : Av.Bahar Şule ÖZDEMİR
DAVALI :
TEBLİĞ TARİHİ : …..
KONU : Müvekkil hakkında tesis edilen ……… tarihli ve ……… sayılı “… kod
numaralı tahdit (giriş yasağı)” işleminin; hukuka ve ölçülülük ilkesine aykırı olması nedeniyle iptali ile
yürütmenin durdurulması talebimizdir.
AÇIKLAMALAR :
A- USULE İLİŞKİN AÇIKLAMALARIMIZ;
1-Müvekkile giriş yasağı kararı …………… tarihinde tebliğ edilmiş ve dava açma süresi geçmiş olsa da, söz konusu işlemin müvekkilin mülkiyet hakkını ihlal etmesi nedeniyle iptal davası açma hakkının korunması gerektiğini, bu kapsamda davanın esastan incelenmesini talep ederiz. Şöyle ki;
Anayasamızın 40. maddesinde, “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen
herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.
Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini
belirtmek zorundadır.” ilkesine yer verilmiştir.
Yukarıda anılan maddenin 2. fıkrasının eklenmesi ile yapılan değişikliğin amacı; hukuk devletinin
gereği hukuka uygun idare ve idarenin hukuka uygunluk denetiminin gerekleri, bu kapsamda bireyin
“adalete erişim hakkının” kullanılmasının önemi gözönünde bulundurulduğunda; idari istikrar ve kamu
düzeninin sağlanması için idarenin işlemlerinin sürekli dava tehdidi altında kalmasını engellemek için
getirilmiş hak düşürücü süre niteliğindeki dava açma sürelerinin; bireyin hak arama ve adalete erişim
hakkının korunmasının gerekleri ile birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.
Değişiklik ile Devletin kurumlarınca tesis edilen her türlü işlemlerinde, bu işlemlere karşı
başvurulacak yargı yeri veya idari makamlar ile başvuru süresinin gösterilmesinin Anayasal zorunluluk
haline getirildiği anlaşılmakta, Anayasanın bağlayıcılığı karşısında, bu zorunluluğa; yasama, yürütme ve
yargı organlarının, idare makamlarının ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının uymakla yükümlü
oldukları sonucuna ulaşılmaktadır. Bu durum, Anayasa Mahkemesinin 18.10.2003 gün ve E:2003/67,
K:2003/88 sayılı kararında; hukukun üstünlüğünün egemen olduğu ve bireyin insan olarak varlığının
korunmasını amaçlayan Hukuk Devletinde vatandaşların hukuk güvenliğinin sağlanmasının, Hukuk
Devleti ilkesinin yerine getirilmesi zorunlu koşullarından olduğu ve hukuki güvenliğin, statü hukukuna
ilişkin düzenlemelerde istikrar, belirlilik ve öngörülebilirlik göz önünde bulundurularak, açık ve belirginhukuk kuralları yürürlüğe koyup, uygulayarak sağlanacağı şeklinde ifade edilmiştir.
Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi; yapılmış bireysel başvurularda dava açma sürelerini
düzenleyen, son derece karışık ve dağınık olan bir mevzuatın aşın şekilci (katı) yorumu mahkemeye
erişim hakkını ihlal edebileceği; özellikle başvuru mercii ve süresi gösterilmeyen işlemlerle ilgili
davalarda mahkemelerin usul kurallarını yorumlarken mahkemeye erişim hakkını aşırı sınırlandıracak
şekilde katı yorumdan kaçınmaları gerektiği; dava açmayı imkansız kılacak ölçüde kısa olmadıkça dava
açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerin öngörülmesi, hukuki belirlilik ilkesinin bir gereği
olduğu, tek başına bu durumun mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmayacağı yolunda
değerlendimelerde bulunarak; bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularken yargılamanın
hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmaları gerektiği gibi kanunla öngörülmüş
usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak ölçüde aşın esneklikten de kaçınmaları gerektiğini kabul
edegelmektedir. (Bu yönde değerlendirmeler için; Yüksek Mahkemenin 19.02.2019 tarih, Başvuru
No:: 2016/9826 sayılı kararına bakılabilir.)
Yine; “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin”Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6. maddesinde ise;
“Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen
suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme
tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına
sahiptir.” kuralı yer almaktadır.
Söz konusu hakkın yorumlanması, hayata geçirilmesi anlamında Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi kararları referans olarak görülmektedir. Mahkeme kararlarında görüleceği üzere adil
yargılanma hakkının sağlanmasında tarafların mahkemeye erişim hakkının sağlanması çok önemlidir.
Mahkemeye erişim hakkının yargı yolunun bulunmaması ve yasal yollarla doğrudan engellenmesi
hususları hak ihlali olarak kabul edildiği gibi, usul kurallarının katı yorumlanması çerçevesinde dolaylı
bir şekilde mahkemeye erişim hakkının kısıtlanmasının da hak ihlali kapsamında değerlendirildiği
görülmektedir. Mahkeme “De Geouffre de la pradelle- Fransa” davasında; doğal sit ilanına karşı açılan
davanın süre aşımı nedeniyle reddi yolundaki kararın mahkemeye erişim hakkını kısıtladığını, dava açma
süresinin başlangıcının net olmadığını vurgulamış, “Stubbing ve Diğerleri ile Birleşik Krallık” kararında
da süre açısından yapılan değerlendirmenin mahkemeye erişim hakkının özünü zedelediğini ifade
etmiştir.
İdari davalarda dava açma süresi idari istikrarın sağlanması anlamında kamu düzeninin bir gereği
olarak öngörülen bir usul kuralıdır. Diğer taraftan dava açma süresinin değerlendirilmesinde hukuki
uyuşmazlığın tarafı olan davacıların bilgiye erişim hakkı da dikkate alınarak değerlendirme yapılması
gerekmektedir. Davalı idareler tesis ettiği idari işlemlerin hukukilik karinesinden yararlanması anlamında
davacılara nazaran daha ayrıcalıklı bir konumdadır. Bilgiye erişim hakkının bir gereği olarak idarelerce
uyuşmazlığın özünü ilgilendiren hususlarda muhatapların dava konusu işlemin tüm unsurlarıyla
öğrenilmesi, bu konuda bilgi sahibi olmasını sağlama konusunda davalı idarelerin sorumlulukları
bulunmaktadır. Öte yandan, bilgiye erişim hakkı, sözleşmenin yukarıda ifade edilen 6. maddesi
kapsamında “silahların eşitliği ve çekişmeli yargılamanın sağlanması” konusunda da önem arzetmektedir.
Söz konusu ilke uyarınca tarafların eşit bir şekilde hukuki argümanlarını Mahkemeye sunabilme
imkanlarının bulunması gerekmekte, yargılamanın taraflarının kural olarak bütün kanıt, görüş ve belgeler
konusunda bilgi sahibi olmasını gerektirmektedir. Bu durum yargılamada taraflar arasında sağlanması
gereken eşitliğin bir gereğidir. Mahkemenin “J.J.-Hollanda”, “Göç- Türkiye” ve “Meral- Türkiye”
kararlarında söz konusu ilkenin önemi vurgulanmıştır.” (Değerlendirmeler için 03.05.2018 tarih,
E:2016/4086, K:2018/2287 kararına bakılabilir.)
Diğer yandan; Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun Uygulanmasına İlişkin
Yönetmeliğin “Tebligat işlemlerine ilişkin usul ve esaslar” başlıklı 100. Maddesinde, “(1) Bu
Yönetmelikte yer alan tüm tebligat işlemlerinde 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu
hükümleri uygulanır.
(2) Tebligata konu olan işlemler aşağıda belirtilen şekilde yerine getirilir:
a) Tebligatın şekli ve içeriği Genel Müdürlük veya valilik tarafından belirlenir.
b) Her tür tebligat, Genel Müdürlük tarafından belirlenecek dillerde yapılır.
c) Belirlenen dillerde sağlıklı bir tebligat işleminin gerçekleştirilemediğinde valilik tebligata en
uygun dili belirler…
e) İlgili kişi bir avukat tarafından temsil edilmiyorsa, kararın sonucu, itiraz usulleri ve sürelerihakkında kendisi veya yasal temsilcisi bilgilendirilir…” düzenlemesine yer verilmiştir.
Yukarıda yer verilen Anayasa, Yasa ve Yönetmelik kuralları ile birlikte, idari işlemlere yönelik
idari ve yargısal başvuru yolları ve sürelerinin hak arama özgürlüğü bakımından hukuksal sonuçları
gözönünde bulundurulduğunda; idarelerin kural olarak bu yolları ve süreleri işlemlerinde açık ve anlaşılır
biçimde ilgililere bildirmesi gerektiği, yabancılar özelinde yasakoyucunun “tebliğ” nitelemesi ile
yetinmediği, “bilgilendirme” kavramını kullandığı, ilgili Yönetmelikte de bildirimlerin Genel
Müdürlüğün belirlediği dillerde yapılacağının bir yöntem olarak belirlendiği görülmektedir.
Olayda, müvekkile yapılan tebliğin tercüman aracılığıyla gerçekleştirilmediği, dava konusu
Türkiye’ye giriş yasağına ilişkin idari işlemin tebliğinde, giriş yasağına dayanak kararın müvekkile
bildirilmediği, tebligat evrakında ise tebligatın müvekkilin anlayabileceği dilde yapıldığına dair
açıklamaya yer verilmekle birlikte, bu hususun fiilen gerçekleştiğine dair herhangi bir somut tespit veya
tercüman imzası bulunmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, tebligatta idari itiraz ve dava açma sürelerinin
başlangıç ve bitiş tarihleri açıkça belirtilmemiş ya da tarihler hiç gösterilmemiştir.
Bu durumda; anılan Yönetmelikte belirlenen yöntemle yabancılara özgü olarak kendi dilinde
ve/veya tebligata uygun olarak seçilmiş bir dilde tercüman aracılığıyla yapılması gerekirken ve idari
itiraz ve başvuru sürelerinin başlama ve bitiş tarihlerine ilişkin açık bir belirleme yapılmadığı gibi giriş
yasağına dayanak idari işleminde müvekkile bildirilmediği görülen tebligatın; başvuru yolları
bakımından davacıyı tam olarak bilgilendirici nitelik taşımadığının kabulü gerektiğinden; usulüne uygun
yapılmayan ve bu nedenle hak arama özgürlüğü bakımından kısıtlayıcı sonuçları bulunan tebligat esas
alınmaksızın davanın süre aşımı nedeniyle reddedilmemesini talep ederiz.
2- DAVALI TARAFINDAN MÜVEKKİLE TEBLİĞ EDİLEN GİRİŞ YASAĞI TEBLİGATI
HUKUKA AYKIRI OLUP ŞEKLİ UNSURLARI AÇISINDAN ŞARTLAR OLUŞMAMIŞTIR.
Dava konusu işlem kapsamında, müvekkile tebliğ edilen Türkiye’ye giriş yasağı kararında, söz konusu
yasağa dayanak teşkil eden idari işlemin tarihine, esasına ve gerekçesine yer verilmemiştir.
Müvekkil, kendisine yöneltilen bu işleme karşı hangi idari kararın veya olgunun sonucu olarak giriş
yasağı uygulandığını bilmediğinden, hukuki yollara başvurma imkânından fiilen mahrum bırakılmıştır.
Ayrıca, tebliğde müvekkilin bu işleme karşı dava açabileceği yönünde herhangi bir açık bilgilendirme
yapılmamış, dolayısıyla tebligatın hukuken geçerli şekilde yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Müvekkil, ancak tarafımıza hukuki yardım talebiyle başvurduğunda, söz konusu işleme karşı idari yargı
yoluna başvurma hakkı bulunduğunu öğrenebilmiştir. Bu nedenle, tebliğ usulüne uygun olmadığından,
dava açma süresi müvekkil bakımından başlamamış kabul edilmelidir.
Sonuç olarak, şekli unsurları bakımından açıkça hukuka aykırı şekilde düzenlenen tebliğ işlemi geçersiz
olup, işbu davanın süre yönünden kabul edilmesini talep ederiz.
B- ESASA İLİŞKİN İTİRAZLARIMIZ :
Müvekkil, ………. uyruklu olup ………. / …………. tarihleri arasında kısa dönem ikamet izni
sahibi olarak Türkiye’de yasal şekilde ikamet etmiştir. Akabinde ülkemizden çıkış yapan müvekkil
hakkında, Türkiye’ye bir yıl süreyle giriş yasağı uygulanmıştır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki; Türkiye’ye giriş yasağına dayanak teşkil eden idari karar, tutanak
ve sair belgeler tarafımıza hiçbir şekilde tebliğ edilmemiştir. Dolayısıyla, müvekkil hakkında bu
yasağın hangi somut olgulara, maddi verilere veya hukuki gerekçelere dayanılarak tesis edildiği
tarafımızca bilinmemektedir. İş bu durum yasal haklarımızı kullanmamızın kısıtlanması niteliğindedir.
Öncelikle sayın Mahkemeniz vasıtasıyla karar ve karara dayanak teşkil eden bilgi ve belgelerin
tarafımıza tebliğini talep etmekte ve tebliğ edilinceye değin her türlü cevap, itiraz ve sair yasal başvuru,
dava ve talep haklarımızı saklı tuttuğumuzu beyan etmekteyiz.Bu durum, müvekkilin savunma hakkını ve etkili başvuru hakkını ihlal etmekte olup, Anayasa’nın 36.
maddesi ve AİHS’nin 13. maddesi ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkına açık aykırılık teşkil
etmektedir.
Bu sebeple, Sayın Mahkemeniz aracılığıyla, dava konusu idari işlemin dayanaklarını oluşturan karar,
bilgi ve belgelerin tarafımıza tebliğini talep etmekte; tebliğ gerçekleşinceye kadar her türlü itiraz,
savunma, delil sunma ve yasal başvuru haklarımızı saklı tuttuğumuzu beyan ederiz.
Müvekkil, Türkiye’ye yasal yollarla giriş yapmış, ikamet izni başvurusunda bulunarak kanunda aranan
tüm şartları yerine getirmiştir. Bu süreçte, ………. tarih ve …………. yevmiye numarası ile “………. İli,
………. İlçesi, ………. Mah./Köyü, ………. Ada, ………. Parsel” numaralı taşınmazı yasal şekilde
edinmiştir.
İkamet izninin uzatımı sırasında müvekkile, ülkeye giriş-çıkış yapması gerektiği belirtilmiş; müvekkil de
bu doğrultuda Türkiye’den çıkış yapmıştır. Ancak yurt dışına çıkışını takiben kendisine ………. yıl süreli
Türkiye’ye giriş yasağı uygulanmıştır. Müvekkile, bu karara ilişkin herhangi bir bildirim veya itiraz
hakkına dair bilgilendirme yapılmamıştır.
Müvekkil, ülkesine döndükten sonra yeniden Türkiye’ye dönmek istemiş, ancak uygulanan giriş yasağı
nedeniyle vize başvurusu reddedilmiştir.
Müvekkil, …………………………….. tarihleri arasında kısa dönem ikamet izni sahibi olarak Türkiye’de
ikamet etmiştir. Akabinde ülkeden çıkış yapan müvekkil hakkında Türkiye’ye 1 yıl giriş yasağı
konulmuştur.
Müvekkil hakkında, iş bu giriş yasağı devam ettiği müddetçe müvekkilin mülkiyet
hakkının ihlali sonucu doğacaktır. Ülkeye giriş yapamaması durumunda taşınmazının durumundan
haberdar olamayacak, kullanma, yararlanma ve hatta tasarruf haklarımdan mahrum kalacağı aşikardır.
C-YÜRÜTMENİN DURDURULMASI TALEBİMİZ HAKKINDA ;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca, idari mahkemeler;
idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların
doğacak olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda yürütmenin durdurulmasına karar
verebilirler.
Müvekkil, …………… uyruklu olup Türkiye Cumhuriyeti’ne yasal yollardan giriş yapmış, yasal koşulları
sağlamak suretiyle oturma izni elde etmiş ve yine kanuni prosedürlere uygun biçimde taşınmaz mülkiyeti
edinmiştir.
Ne var ki müvekkil, halihazırda ülkeye girişinin yasaklanması nedeniyle mülkiyet hakkını fiilen
kullanamamakta, taşınmazına ilişkin bilgi ve tasarruf imkanından tamamen yoksun bırakılmaktadır. Bu
durum, Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının yanı sıra Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi’nin Ek 1 No’lu Protokolü’nün 1. maddesine de açıkça aykırılık teşkil etmektedir.
İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı tarafından tesis edilip müvekkile tebliğ edilen Türkiye’ye giriş
yasağı işlemi, hiçbir gerekçe belirtilmeksizin, dayanak belge veya somut olgu gösterilmeksizin
uygulanmıştır. Bu yönüyle işlem, “gerekçesizlik”, “ölçüsüzlük” ve “yetki ve sebep unsuru bakımından
sakatlık” içermekte olup hukuka açıkça aykırıdır.
Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, davalı idare tarafından tesis edilen işlemin iptali gerektiği
açık olup, işlem uygulanmaya devam ettiği sürece müvekkilin mülkiyet hakkı, seyahat özgürlüğü ve özel
hayatına saygı hakkı yönlerinden telafisi güç zararlar doğmaktadır.
Bu nedenle, yargılama süresince müvekkilin ülkemize girişine imkân tanıyacak şekilde vizebaşvurusunda bulunabilmesini sağlayacak nitelikte “yürütmenin durdurulması” kararı verilmesi, adalet ve
hakkaniyet ilkeleri gereğidir.
DELİLLER : Göç İdaresi Başkanlığı tahdit kodu sorgu sonucu, Göç İdaresi
Müdürlüğünde müvekkile ait dosyalar, Pasaport ve vize fotokopileri, Türkiye’de ki ikamet ve kira
sözleşmeleri, Tapu Kayıtları, Nüfus kayıt örnekleri / evlilik belgeleri, İş sözleşmesi, vergi levhası, SGK
kayıtları, Tanık beyanları ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi, Her türlü yasal delil.
HUKUKİ SEBEPLER : 6458 Sayılı Kanun, 2577 Sayılı Kanun ve sair yasal mevzuat.
SONUÇ VE İSTEM :
Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle;
-Müvekkil hakkında tesis edilen “…… kod numaralı tahdit (giriş yasağı)” işleminin yürütmesinin
durdurulmasına,
-İşlemin iptaline,
Yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalı idare üzerinde bırakılmasına, karar verilmesini
saygılarımızla arz ve talep ederiz.
Davacı Vekili
Av. Bahar Şule ÖZDEMİR


